Kategoriler
Ayet Ve Slogan
  • Fiyat
  • :
  • 28,00
  • TL
Ürün Özellikleri

Son yıllarda Türkiye gündemine yerleşen İslami hareket üstüne çok az şey biliyoruz. Bu bilgilerimizin çoğu da yanlış. Yanlışların başında, İslami kesimin kenetlenmiş bir cephe olarak algılanması geliyor. Ülkedeki etkin İslami oluşumlar (tarikatlar, partiler, ekoller, çevreler...) hakkında ayrı ayrı bilgi veren ilk kapsamlı belgesel çalışma olan bu kitap esas olarak bu bilgisizliği kırmayı amaçlıyor.
Ayet ve Slogan, İslami hareket içindeki ideolojik-politik-örgütsel görüş ve sorunları, Sol&rsquoun tek kıstası sanılan &ldquoilericilik-gericilik&ldquo ikilemine rağbet etmeden &ldquogelenek ile modernlik&ldquo arasındaki ilişkiler bağlamında irdeliyor.
Ruşen Çakır&rsquoın beş yıl boyunca gerçekleştirdiği sayısız yüzyüze görüşmenin ve bu süre içinde yayınlanan İslami kaynakların büyük çoğunluğunu taramasının ürünü olan kitap, yalnızca İslami hareketin dünü, bugünü ve geleceği hakkında söz söylemekle kalmıyor, Türkiye&rsquonin yakın tarihi hakkında doğru bilinen birçok görüşü de sorguluyor.
(Arka Kapak)
&ldquoİnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır&ldquo
İsmet Özel
Ben bir gazeteciyim. Ama Ayet ve Slogan son yılların popüler tanımlamasıyla bir &ldquogazeteci kitabı&ldquo değil. Çünkü daha önce bir gazete ya da dergide çıkan yazıların, olduğu gibi (ya da ufak tefek rötuşlarla) bir araya getirilmiş hali değil. Dolayısıyla hiçbir basın kuruluşunun koruyucu kalkanına sahip değil. Sorumlulukları yalnızca yazarına (bana) ait.
Bu kitabın hatasız ve eksiksiz olduğunu iddia edecek değilim. Ancak bütün bunlara rağmen yayımlanmalıydı, yayımlandı. Hatta geç bile kalındığı söylenebilir. Çünkü böyle bir çalışmanın mükemmelliği yakalayabilmesi, koşullar ne olursa olsun imkânsız.
Türkiye&rsquode herhangi bir ideolojik kesimin birçok düzlemde, birçok boyutta ele alındığı çalışmalar yok denecek kadar az. Bazı katıksız anti-komünistlerin soğuk savaş ruh haliyle döktürdükleri dehşetengiz &ldquokomünist hareketler raporları&ldquo ile &ldquoiçeriden&ldquo yazıldığı için tüm hayati noktalara eğilemeyen, yumurta küfelerinin hep sırtlarda hissedildiği Sol Kendini Anlatıyor gibi çalışmalar mevcut. 12 Eylül sonrası Türkiye Solu&rsquonu anlayabilmekte önemli bir boşluğu doldurduğu kesin olan Rafet Ballı&rsquonın Sosyalist Sol Konuşuyoru da yalnız ve yalnız bir gazeteci çalışması olmak çabasında. 12 Eylül&rsquoün arifesinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan &ldquoBilinmeyen Sol&ldquo dizisi de esas olarak &ldquodoğru sosyalist tavır&ldquo adına, tasvip edilmeyen militan grupların, ev krokileri çizmeye varacak ölçüde bir yerlere ihbar edilmesiydi.
İslami kesim üzerine bazı akademik çalışmalar ve birkaç dar kapsamlı basın dosyası dışında bunlar bile yapılmadı. Bu anlamda, 1985 yılında Nokta dergisinde muhabirlik yaparken bu kesimle ilgilenmeye başladığımda ilk farkına vardığım herkesin acemi olduğuydu. Ben zaten gazeteciliğin acemisiydim, haklarında ürkütücü tablolar çizilen İslamcılarla neyi, nasıl konuşacağımı bilmiyordum. İslamcılar acemiydi. İlk defa kendilerine, kendilerinden olmayan biri çıkıp &ldquoSiz kimsiniz, ne yer, ne içer, nereden gelip nereye gidersiniz?&ldquo diye soruyordu. Dergideki sorumlularım, çalışma arkadaşlarım acemiydi. İlk defa &ldquogizli Kuran kursu, illegal ayin vs.&ldquoden değil ama İslamcılardan söz eden haberlerle karşı karşıyaydılar.
Toplum ve özel olarak benim yakın çevrem acemiydi. &ldquoAman başına bir şey gelmesin&ldquo diye samimi bir şekilde uyaranlar &ldquoonların öyle göründüğüne bakma, iktidara gelseler ilk seni, beni keserler&ldquo diye kehanette bulunanlar &ldquoabi, adamlardaki anti-emperyalist boyut hakikaten çok önemli&ldquo diye kestirmeden politik davrananlar ve daha niceleri...
Büyük ölçüde o dönem yaygın olan sivil toplum tartışmaları ve bunun en belirgin yansıması olup bugün maalesef yalnızca gülünç yönleriyle hatırlanan panellerden cesaret alarak, İslami kesimle ilgimi kesmedim, hatta ilişkilerimi ilerlettim. Geçen zaman içinde acemiler ustalaştı, handikaplar öz ve biçim değiştirdi. Bazıları benim &ldquoajan vs.&ldquo olduğumu iddia edip, İslamcıları zinhar bana &ldquoyüz vermemeye&ldquo çağırdılar. Hatta içlerinden, benim haber toplayabilmek için kendimi İslamcı gibi tanıttığımı söyleyebilecek kadar hayal güçleri geniş olanlar da çıktı. İslamcılardan bazıları beni ısrarla tebliğe çok açık biri olarak gördü, bu nedenle muhtemel birçok güzel sohbet heba oldu.
Yakın çevremdeki genel eğilim ise, bu sonunculara yakın bir şekilde, benim &ldquomodaya uyup hidayete ereceğim&ldquo ama bu arada &ldquovakit kazanmak istediğim&ldquo şeklindeydi. İçlerinde bizzat benle iddiaya girenler bile çıktı.
Bu kolektif sağırlık ortamında nesnel bilgilere ulaşmanın önünde daha bir dizi engel vardı, hep var. Örneğin bir-iki çevre ve çok olağanüstü durumlar istisna, hiçbir İslamcı bir başkasına olan eleştirilerini (hâlâ İslamcıları birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenmiş yekpare bir güç sananlar var mı?) somut bir biçimde yazıya dökmüyor. Bir araştırmacıyı, alabildiğine imalı yazılmış yazıları sabırla kazımaya mecbur bırakan bu tutum &ldquomüslüman kardeşliği... dışarıya sır kaçırmama&ldquo gibi &ldquoulvi&ldquo gerekçelere yaslanıyor. Ama nedense dedikodu, eleştiriden de öte, sözlü karaçalmalar pek revaçta. İslami dergilerin birçoğunda, özellikle okuyucu mektupları köşelerinde, editörlerin okuyucuları &ldquoher söylenene inanmama&ldquoya çağırmaları boşuna değil.
Kitapta, ele aldığım çevrelerin yazdıklarından yapılan alıntılar ve kişisel yorumlarım dışında çok az şey var. Bunların içinde dedikoduya yakın gibi görünenler varsa mecburen konulmuş, ama konulmadan önce birçok farklı kaynaktan doğrulatılmış olgulardır.
Başkalarına dokunmamaya çalışan İslamcılar kuşkusuz kendi sorunlarında da aynı yolu izliyorlar. Şunu belirtmek gerekiyor ki İslamcı yayın organları içinde belli bir cemaate ait olanlar her şeyden önce kendi bağlılarına hitap ediyorlar. Bu nedenle konumlarının olumlu anlamda abartılması, cemaat merkezinin işine gelmediği durumlarda çok önemli konuların pas geçilmesi ya da çarpıtılması sık rastlanan bir olay. Derginin samimi bir şekilde okurlarına içlerini dökmesi nedense genellikle ekonomik sorunlarda yaşanıyor. Dergi paralarını yollamayan Anadolu&rsquodaki bayiler okura şikâyet ediliyor...
Ayrıca İslami grupların büyük kısmı görüş ve tavırlarını sık sık değiştirip, bunların değişmiş olduğunu açıkça belirtmeyi de sevmedikleri için, kimi zaman varolmayan bir düşünce istikrarı adına, birbirini tekzip eden yazılar arasında sistematik bir ilinti bulmaya boşuna gayret sarfediyorsunuz.
Nesnelliğe ulaşmanın önündeki engeller daha da uzatılabilir. Bu engeller beş yıl önce de vardı, bugün de var. Ama gidişin iyiye doğru olduğunu sevinerek belirtmeliyim.
Yorum anlamında bu kitabın mükemmel olabilmesi için en azından yarısını &ldquoİslami Entelijansiya&ldquo bölümüne ayırmam gerekecekti. Bunu yapmadım çünkü böyle bir tutum çok kaba bir &ldquomüslüman aydınlar İslami cemaatlere karşı&ldquo tablosu çıkarırdı. Ayrıca, yalnızca İslami kesimin değil, tüm Türkiye&rsquonin yakın geleceğinde önemli bir rol oynayacaklarını düşündüğüm müslüman aydınlar üzerine geniş kapsamlı, ayrı bir çalışmaya daha şimdiden, en azından niyet olarak girişmiş durumdayım.
Türkiye&rsquode İslam üzerine düşünce üretiminin kısırlığı aleyhimeydi. Özellikle de küçük yaşta bağlandığım Türkiye Solu&rsquonun ilgisizlik ve bilgisizliği çok ihtiyaç duyduğum tartışmaları yapmamı büyük ölçüde engelledi. İstisnalar oldu tabii. Onlar kendilerini biliyor, çok teşekkür ederim.
Hal böyle olunca tartışmalarımı büyük ölçüde müslümanlarla yaptım. Bundan pek de şikâyetçi değilim. Hele bu tartışmaların bazılarında bazen kimin solcu, kimin İslamcı olduğunun karıştığı düşünülürse! Müslümanlar içinde &ldquoufkumun açılmasında&ldquo özel olarak bazı dostlarımın çok büyük katkısı oldu. Bu beş yıllık gazetecilik serüvenimden, en azından bu dostlukları edinmeme yardımcı olduğu için çok memnunum.
Kitapla ilgili teknik ayrıntılara gelince: Yüzde 97&rsquosinden fazlasının müslüman olduğu söylenen Türkiye&rsquonin tüm dini haritasını çıkarmak iddiasında, hatta niyetinde değilim. Son bölümde ayrıntılı bir şekilde tartıştığım gibi &ldquoElhamdülillah müslümanım&ldquo diyenleri kabaca üç kategoride ele alıyorum. İlk olarak çoğunluğu oluşturan, dini inançlarını gündelik yaşamlarının belirleyici gücü olarak algılamayan &ldquosıradan müslümanlar&ldquo. İkinci olarak, sık sık &ldquoİslami kesim&ldquo, bazen de &ldquoİslami cephe&ldquo olarak adlandırdığım, dinlerini yaşamlarının en temel belirleyici gücü olarak kabul eden dindar kalabalıklar. Son olarak ise, bu kalabalıklar içinde varolup, İslam&rsquoı yalnızca bir din olarak değil, bir dünya nizamı olarak gören İslamcılar.
Kitapta &ldquosıradan müslümanlar&ldquo kapsamında olduğunu veya yönlendiricilerinin İslamcı olmadığını düşündüğüm dini cemaatlerden (örneğin Mevleviler, Cerrahiler, Rifailer, Rufailer, Kadiriliğin bazı kolları, Nakşi bir gelenekten gelmelerine karşın İslam&rsquoı yalnızca bir muhafazakârlık öğesi olarak gören Işıkçılar...) söz etmedim. Bu çevrelerin bambaşka ve belki bundan daha ilginç çalışmaların konusu oldukları da kesin.
İslami kesimin herhangi bir şekilde etkin, önemli veya ilginç tüm çevrelerinden söz etmeye çalıştım. Başta bu kesim içinde yer alıp zamanla onu terkeden Adnan Hoca-Edip Yüksel gibi isimleri ise henüz kopuşları yeni olduğu için kitaba aldım.
Türkiye&rsquodeki İslami oluşumlar kitapta altı genel bölümde incelendi. İlk bölümde İslam&rsquodan iki yüz yıl sonra Arabistan, İran ve Horasan&rsquoda ilk ciddi örnekleri ortaya çıkan İslam tasavvufunun günümüzdeki uzantılarından İslamcı bir çizgiye sahip olanları (en azından böyle görünenleri) ele alındı. Kökenleri Kuran&rsquoda ve Hz. Muhammed&rsquoin sünnetinde bulunan İslam tasavvufu tarih boyunca çok sayıda tarikat (Allah&rsquoa kavuşturan yol) üretti. Günümüz Türkiyesi&rsquonin tasavvufi yapılanmalarının büyük kısmı &ldquoşeriat ile tarikat&ldquo arasındaki bağı birincisinin aleyhine kopartıp modern hayata iyice eklemlenmiş durumda. İslamcı bir çizgiyi tasavvuf temelinde sürdürmek isteyen tarikatların başında ise Nakşibendilik geliyor. 14. yüzyılın ortalarında Buharalı Mehmed Bahaüddin Nakşibend tarafından kurulan ve İslam dünyasında hâlâ önemli bir potansiyele sahip olan bu tarikatın Türkiye&rsquodeki dört etkin kolu bu bölümde incelendi. Türkiye&rsquonin dört bir yanında varlıklarını sürdüren küçük Nakşi tekkelerinden ise ülke genelinde seslerini duyurmadıkları için söz edilmedi. 12. yüzyılda Şeyh Abdülkadir Geylani tarafından kurulan ve günümüz İslam dünyasında Nakşibendilikten biraz daha yaygın olan Kadiriliğin ise yalnızca bir kolunun incelenmesinin kitabın amacına uygun düşeceğini düşündüm.
İkinci bölümde, Türkiye Cumhuriyeti&rsquonin ilk yıllarındaki somut koşulların doğrudan ürünleri olan yeni İslami ekoller incelendi. Süleymancılık tek bir başlık altında ele alınırken, Said Nursi&rsquonin ölümünden sonra sürekli bölünme içinde olan Nurculuğun belli başlı grupları ayrı ayrı incelendi.
İslam&rsquoı esas olarak politik bir ideoloji olarak algılayanlar, buna uygun bir biçimde dinin geleneksel görünümlerini sorgulayanlar üçüncü bölümde &ldquoradikal İslam yorumları&ldquo çerçevesinde değerlendirildi.
Sağ ile sol partilerin dışında, yasal politika planında bağımsız İslami alternatifler geliştirmeyi ve bu amaçla örgütlenmeyi esas alan iki parti dördüncü bölümde bir araya getirildi.
Aslında sayıları daha fazla olan İslami kesimin marjinallerinin üç ilginç örneğinden beşinci bölümde söz edildi.
Son olarak güç ve etkisini gün geçtikçe artıran müslüman entelijansiya üç ana eğilim ekseninde özetlenmeye çalışıldı. (Bazı çevrelere diğerlerinden daha fazla yer ayırmış olmam, büyük ölçüde onların bilinen ve genel kabul gören önemleri nedeniyle olmakla birlikte, esas olarak benim onlara atfettiğim önem yüzündendir.)
Bu bölümlemelerden önce İslami kesimin genel bir panoramasını, temel dinamiklerini, iç çelişki ve çatışmalarını, gelişme seyrini, vb. bir arada görmek isteyenler, kitabı okumaya sonuç bölümünden de başlayabilirler.
(&ldquoBu Kitabın Öyküsü&ldquo, 1990)


Ayet Ve Slogan
Axess Kart

T.Tutar
Toplam
1
28 TL
28 TL
2
14,14 TL
28,28 TL
3
9,43 TL
28,28 TL
4
7,07 TL
28,28 TL
5
5,66 TL
28,28 TL
6
4,71 TL
28,28 TL
7
4,05 TL
28,35 TL
8
3,54 TL
28,35 TL
9
3,15 TL
28,35 TL
Maximum Kart ile

T.Tutar
Toplam
1
28 TL
28 TL
2
14 TL
28 TL
3
9,33 TL
28 TL
4
7 TL
28 TL
5
5,6 TL
28 TL
6
4,67 TL
28 TL
7
4 TL
28 TL
8
3,5 TL
28 TL
9
3,11 TL
28 TL
Yapı Kredi World

T.Tutar
Toplam
1
28 TL
28 TL
2
14,49 TL
28,98 TL
3
9,61 TL
28,84 TL
4
7,28 TL
29,12 TL
5
5,84 TL
29,19 TL
6
4,83 TL
28,98 TL
7
4,19 TL
29,33 TL
8
3,67 TL
29,4 TL
9
3,27 TL
29,47 TL
VakıfBank World

T.Tutar
Toplam
1
28 TL
28 TL
2
14,49 TL
28,98 TL
3
9,57 TL
28,7 TL
4
7,28 TL
29,12 TL
5
5,84 TL
29,19 TL
6
4,83 TL
28,98 TL
7
4,19 TL
29,33 TL
8
3,67 TL
29,4 TL
9
3,27 TL
29,47 TL
Diğer Kredi Kartları : 28,00 Peşin(Tek Çekim)
Bu ürün için daha önce hiç yorum yapılmamış. İlk Yorum yapan ilk siz olun.
Copyright © Mekatronik Yazılım. Tüm Hakları Saklıdır...